The Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi)

Bugün bir filmden bahsetmek istiyorum.

Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü Profesörü Philip Zimbardo’nun 1971 yılında yaptığı ilginç bir deneyi konu alan, etkileyici bir film..

Aslında bu konuyla ilgili yapılmış 3 ayrı film bulunuyor.

Das Experiment (2001) – Alman Yapımı
The Experiment (2010) – ABD Yapımı
The Stanford Prison Experiment (2015) – ABD Yapımı

Filmlerden 2001 ve 2015 yapımlarını izledim. 2015 yapımında deneyin orijinaline daha sadık kalınmış. İkisi arasında bir sıralama yaparsam 2015’i izleyin derim. 2010 yapımında Adrien Brody rol almış. Ama yorumlar pek olumlu değil.. Tercih sizin😊

Prof. Zimbardo’nun deneye konu iddiası şu: “Gerekli şartlar oluşturulur ve kontrolsüz güç verilirse her insan zalimleşir.” Bu iddiasının doğruluğunu kanıtlayabilmek için de 1971 yılında çalışma arkadaşlarıyla beraber söz konusu deneyi planlıyor .

Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü bodrum katında bir hapishane oluşturuluyor ve 24 gönüllü bulunuyor deneye katılmak üzere. Deneye katılmaları karşılığında günlük belirli bir ücret ödeneceği konusunda anlaşılıyor. Deneklerin yarısına mahkum, diğer yarısına gardiyan rolü veriliyor.

Ve deneyin başında, rollerine adapte olabilmeleri için bir dizi işleme başlanıyor. Suçlular, polis tarafından evlerinden alınıyorlar öncelikle ve hapishaneye gidene kadar geçmeleri gereken tüm aşamalardan sanki gerçekten suç işlemiş gibi geçiriliyorlar. Hapishane hayatları da tek tip kıyafetler, kalacakları hücre vs. oldukça gerçekçi. Karşılarındaki gardiyanların da rollerini benimsemesi isteniyor tabi ki. Onlara da gardiyan kıyafetleri ve cop veriliyor, hatta mahkumlarla göz teması kurmalarını engellemek üzere güneş gözlükleri de unutulmuyor.

Kurallar net bir şekilde bildiriliyor deneklere. Gardiyanlar, düzeni sağlamakla görevli, bu konuda taviz vermeyecekler ve mahkumlara isim yerine numaralarıyla hitap edecekler. Fiziksel şiddet kesinlikle yasak. Mahkumlar ise kurallara uymak zorunda. Deney sırasında ayrılmak isteyen olursa bildirmesi yeterli.

Prof. Zimbardo’nun da rolü var bu arada. O da hapishane müdürü.

Ve 2 hafta sürmesi planlanan deney başlıyor…

İlk anda iki taraf da bir deneyde olduklarının farkında ve bitirelim de gidelim havası seziyorsunuz seyrederken. Ama durum çok uzun sürmüyor. Daha ilk gece, mahkumlar için gergin bir olay yaşanıyor ve sonrasında da inanılmayacak bir hızda herkes rolünün hakkını verir bir durumda buluyor kendini.

Mahkum rolündekiler gerçek suçlu, gardiyanlar gerçek gardiyan gibi davranmaya başlıyorlar. Hatta hapishane müdürü bile role kaptırıyor kendini (deneyden sonra kendisi de itiraf ediyor 😊 ).

Ve bence deney sonuçlandığında, oraya giren hiç kimse girdiği kişi olarak çıkmıyor dışarı😊

Düşünsenize, deney sorumlusunun bile kendini rolüne fazlaca kaptırdığı bir deneyden bahsediyoruz. Yani konuya en hakim kişi bile hiç öngörmediği şeyler yaşıyor. Kendisinin bile bilmediği yönleriyle tanışıyor.

Aslında içimizde “farklı benler” sakladığımızı anlamak adına bu filmi tavsiye ediyorum. Seyrederken hem gardiyanlar hem mahkumlar için  “ne hale geldiler” dedim. Bunu düşünürken içimdeki sesin sorusu geldi aynı anda “ya ben olsaydım?” Evet “ya siz olsaydınız?”

Sevgilerimle.
Senem Özkan
Şubat 2024

Merak edenler için film linki:
https://www.filmmodu15.com/the-stanford-prison-experiment-altyazili-fhd-film-izle

LOHUSA Filmi

Çok güzeldi…

Çok güldüm, arada ağladım, lohusalık günlerimi düşündüm, iyi ki yapmışım dediklerim geldi aklıma, keşke yapmasaydım dediklerim izledi onu… Birçok duygu ve düşünceyi ardı ardına yaşattı film 😊

Gupse Özay günümüz annelerinin durumunu çok başarılı yansıtmış filmde. Bir yandan ben her şeyi tek başıma yaparım, her yere yetişirim diyen tarafımızı göstermiş, bir yandan da ne kadar yorulduğumuzu ve zorlandığımızı, yardım almamak için gösterdiğimiz direnci.

Belki kadın olduğumdan, belki anne olduğumdan, belki de o dönem “ben lohusa değilim ki, iyiyim” dediğimden kendimden çok şey buldum sahnelerde.

“Oğlum doğduğunda sakin bir bebekti, rahat uyurdu, pek zorlanmadık” diye anlatırdım hep o günleri. Üzerinden birkaç sene geçtikten sonra o dönem fotoğraflarına baktığımda bu “zorlanmadım” iddiamın gerçekliğinden şüpheye düşmüştüm J Fotoğraflardaki halim pek de anlattığım gibi görünmüyordu. Gupse’nin filmdeki uykusuzluk halleri o fotoğrafları hatırlattı 😊

Gupse Özay kendi lohusalık döneminde yazmış bu filmi. Aslında birçok kadının gözünden lohusalığın nasıl bir süreç olduğunu başarılı bir şekilde göstermiş. Çağımız annelerinin evine bir kamera konulsa muhtemelen benzer haller seyrederiz. Bizim annelerimizin lohusalığı daha farklı yaşadıklarını tahmin ediyorum. “Ben hallederim, yardıma gerek yok” tavırlarımız için söylüyorum bunu.

Sadece anneler değil babalar da anlatılıyor tabi filmdeJ Baba olmadığım için nasıl bir his olduğunu bilmiyorum, bunu filmi izleyen babalara sormak lazım ama onların tarafından da durumu güzel anlatmış gibi geldi. Şaşkınlıkları, olaya dahil olmaya çalışırken ne yapacağını bilememe halleri çocuk sahibi olunan her evde yaşananlar sanki.

Film halen sinemalarda gösterimde. Seyretmenizi tavsiye ederim. Çocuğunuz varsa ona kavuştuğunuz ilk günleri hatırlamanız için, çocuk sahibi olacaksanız nelerle karşılaşacağınızı görmeniz için, çocuk istemiyorum diyorsanız kararınızın sonuçlarını daha mutlu yaşamanız için seyretmenizi tavsiye ediyorum 😊

Sevgilerimle.
Senem Özkan
Şubat 2024