DENGEYE GELEBİLMEK

 

Bir yazı okuyoruz ve diyoruz ki, “aynı ben.” Ya da okuyoruz ve üstünde hiç durmuyoruz. Çünkü kendi halimizle bir benzerlik kuramıyoruz. Yani bizi hiç anlatmayan yazılar da çıkıyor karşımıza.

Dün bir Selin hikayesi ekledim bloğa. Okumadıysan buradan ulaşabilirsin https://senemozkan.com/soz-agizdan-bir-kere-cikar/  Kararlarını değiştirmekte zorlanan, bu konuda katılaşmış bir Selin vardı yazıda. Okuyan kişi de kararlarını değiştirmekte zorlanıyorsa konu ilgisini çekti muhtemelen. Ama çeşit çeşidiz bu dünyada. Kimimiz kararlarını değiştirmekte yani esnemekte zorlanırken, kimimiz verdiği kararları uygulamakta zorlanıyor. Selin esneyemiyor, antiSelin irade kullanamıyor, kararlarını hayata geçiremiyor.

İkisinin de ortak noktası, değiştirmeleri gereken bir konularının olması. Ama ihtiyaçları ve değişimi gerçekleştirmeleri gereken yön birbirinin tam tersi. Günlerce evde oturmuş birinin dışarı çıkmaya; günlerdir eve uğramamış, dışarıda zaman geçirmiş birinin evde kalmaya ihtiyaç duyması gibi.

Yani hangi durumda fazla kaldıysak, dengelenmek için ihtiyaç duyduğumuz mevcut halin tam tersi oluyor her zaman. Fazla kuruyan bir çiçeğin suya ya da fazla sulanan bir çiçeğin bir süre susuz bırakılmaya ihtiyacı olması gibi.

Uygun hareketi bulabilmek içinse önce mevcut durumun doğru tespit edilmesi önemli. Yani “o çiçeğin su durumu nedir?” sorusuna gerçekçi bir cevap bulmuş olmalıyız ki, ona iyi gelecek tavrı takınabilelim.

Bu durum kendi hallerimiz için de geçerli.
“Ben ne haldeyim?”
“Şu an neye ihtiyacım var?”
Sorup cevabını bulmak için emek harcamamızı gerektiren sorular.

“Ben ne haldeyim?”
Yorgunum.
“Şu an neye ihtiyacım var?”
Dinlenmeye, yalnız kalmaya…

Hayat bir tahterevalli gibi.
Yorgunsak tahterevallinin bir tarafı ağır basıyor ve dengesi kaybolmuş oluyor. Yapmamız gerekense diğer tarafa biraz ağırlık eklemek, yani dinlenmek ve tahterevalliyi tekrar dengeye getirmek.

Yorgunsak dinlenmek,
Fazla hareketsiz kaldıysak hareket etmek,
Karnımız acıktıysa yemek yemek,
Islandıysak kurulanmak…
Tersiyle dengelenmek hayatın kuralı.

“Çok gülersen, çok ağlarsın” sözü geliyor aklıma.
Aynı mantık değil mi? Tahterevalliyi düşün.
Bu söz, aman çok gülmeyelim ki, sonra da çok ağlamayalım demek değil aslında. Gülelim tabii ki, ama dengeyi bulmak için ağlamak gerektiğini de unutmayalım. Denge için ikisi de gerekli. Zaten bunları yapmayalım demek, yaşamamak anlamına geliyor. Yaşamanın kuralı, gülmekten de ağlamaktan da geçmek.

Bizlerin amacı işte bu tahterevalliyi dengede tutabilmek. Ama bu öyle bir tahterevalli ki, denge noktası da sabit değil. Sağa ya da sola kayabiliyor. Duruma, olaya, zamana, anlık kararlara göre o denge noktası sürekli değişiyor. Değişiyor ama dengeye geldiği bir nokta her zaman var. Maharet bu ayarı yapabilmek.

Denge noktasını bulabilmek için hep denemek işin olmazsa olmazı. Bildiğimizden, hep yaptığımızdan, alışık olduğumuzdan farklısını denemek. 3 senedir katıldığım Tarık Arıkdal derslerinden aklımda en çok kalan şöyle bir söz var:

“Yapmadığını yap, sevmediğini sev.”

Hayatın formülü sanki:

YAPMADIĞINI YAP, SEVMEDİĞİNİ SEV.

Yani tersiyle dengeye gelmeye çalış.

Yeniyi denemeye cesaret ve enerjimizin bol olduğu günlerimiz olsun.

Sevgilerimle.
Senem Özkan
Ocak 2024